MHP lideri Bahçeli: Temennimiz PKK'nın kurucu önderliğinin bir tanım altında görev yapmasıdır

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu. Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin "Bunun adının 'Barış süreci ve siyasallaşma koordinatörlüğü' olmasını öneriyorum. Temennimiz PKK'nın kurucu önderliğinin bir tanım altında görev yapmasıdır." dedi.

Haber Giriş Tarihi: 05.05.2026 11:36
Haber Güncellenme Tarihi: 05.05.2026 11:36

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli grup toplantısında konuştu. Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin önemli açıklamalarda bulunan Bahçeli, partisinin bu alanda tarihi bir sorumluluk aldığının altınız çizerek partisine yönelik terörle ilgili ithamlara da cevap verdi. "Hiç kimse terörle MHP'nin adını yan yana getiremez" diyen Bahçeli, terörsüz Türkiye ilişkin ayrıca, "Bunun adının 'Barış süreci ve siyasallaşma koordinatörlüğü' olmasını öneriyorum. Temennimiz PKK'nın kurucu önderliğinin bir tanım altında görev yapmasıdır." ifadelerini kullandı.

MHP lideri Bahçeli'nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

-Türkiye kendi hikayesini politik söylemlerle yazmaz. Türk ve Türkiye yüzyılının idraki 2053’ün ufku ve 2071’in kavrayışı ancak böyle bir bakış açısıyla gerçeklik kazanır. Türkiye’nin dış politika anlayışı, barışı ve istikrarı önceleyen bir çizgiye sahiptir. Tarihî tecrübemiz, coğrafi konumumuz ve devlet duruşumuz bunu gerektirir. Türkiye savaşların yayılmasını, krizlerin derinleşmesini, şehirlerin yıkılmasını ve kalıcı istikrarsızlığı istemez. Arabuluculuk imkanlarını değerlendirir, tarafların konuşabileceği zeminleri destekler, gerilimin düşürülmesi için yapıcı rol üstlenir.

HİÇBİR GÜCÜN UZANTISI OLMAYIZ

-Hiçbir gücün bölgesel uzantısı olmayız. Türkiye kendi dış politikasını kendisi belirler. Türkiye kendi menfaatini göz ardı ederek siyaset yapmaz. Barış siyaseti sadece iyi niyetle olmaz sağlam iç cephe ister. Ekonomisi dirençsiz olanın diplomatik alanı daralır. Türkiye'nin barış dili güçlü devlet kapasitesiyle birlikte derinleşir.

MACRON NAPOLYONCULUK HEVESİNE KAPILDI

-Fransa’nın, Yunanistan’ın, Güney Kıbrıs Rum yönetiminin ve İsrail’in Doğu Akdeniz’de kurmaya çalıştığı güvenlik ve enerji merkezi temaslar dikkatle takip edilmelidir. Her devlet kendi dış politikasını yürütür. Kendi ittifaklarını kurar. Fakat bu ittifakların Türkiye’yi çevreleme, Kıbrıs Türkü’nü sıkıştırma, Ege’de mevcut dengeyi bozma veya Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye rağmen fiili durum üretme amacına yönelmesi hâlinde buna kayıtsız kalmamız beklenemez. Fransa’nın bölgeye tarihî komplekslerle, sömürgecilik döneminden kalma alışkanlıklarla ve anakronik küçük tasavvurlarıyla bakması istikrar üretmez.

-Sayın Macron’un siyasi ölçeğini aşan Napolyonculuk hevesine kapılması, dost ve hatta çoğu zaman müttefik olan Türk ve Fransız milletleri arasındaki yüzyıllara sarih kadim ilişkilere fayda sağlamaz. Fransa, Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtı dar hesapların aparatı hâline gelirse bundan bölge barışı, Avrupa güvenliği ve Fransa’nın itibarı zarar görür. Şu hususun altını ehemmiyetle çiziyorum.

-Yunanistan’ın maksimalist taleplerle hareket etmesi hukuk üretmez. Güney Kıbrıs Rum yönetiminin adanın tamamı adına konuşma alışkanlığı meşruiyet üretmez. İsrail’in kendi güvenlik endişelerini Türkiye’ye karşı bölgesel bir düşmanlığa dönüştürme arayışı kalıcı barış üretmez. Bölgeyi dar hesaplara göre yönlendirmeye çalışanlar yalnız kendileri için değil, bütün bölge için yeni risk kapıları açarlar. Kıbrıs meselesi de bu çerçevede ayrıca değerlendirilmelidir. Kıbrıs yalnız bir müzakere başlığı veya diplomasi dosyası sayılamaz.

-Kıbrıs, Türkiye’nin güvenlik derinliği, Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları, Kıbrıs Türkü’nün varlık hakkı ve Türk milletinin stratejik hafızasıdır. Kıbrıs’ta toprak alım satımı, yabancı mülkiyeti, stratejik bölgelerde taşınmaz yoğunlaşması ve ekonomik nüfus üretme girişimleri sıradan ticari işlemler gibi görülemez. Toprak yalnız tapu kaydı sayılamaz. Kimi zaman egemenlik hakkının belgesi, kimi zaman güvenlik teminatı, kimi zaman gelecek nesillerin hakkıdır.

-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin demografik dengesi, mülkiyet yapısı, ekonomik bağımsızlığı ve güvenlik hassasiyetleri milli mesele olarak görülmelidir. Türkiye, Kıbrıs Türkü’nün hakkını başkalarının insafına terk etmeyecektir. Başta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yöneticileri olmak üzere, bütün soydaşlarımız ve kandaşlarımız bu konuda tarihî hafızanın gerektirdiği bilinç ve sorumlulukla hareket etmelidir.

-Kıbrıs yalnız müzakere başlığı ya da diplomasi alanı sayılamaz. Türkiye Kıbrıs Türk'ünün hakkını başkalarının insafına terk etmeyecektir. Adada hala AB romantizmi ile dolananlar Lübnan'da yaşananları ibretle okumalıdır.

-Türkiye'nin önündeki görevi, yalnızca diplomatik temaslar ve ekonomik hedeflerle karşılaması yeterli değildir. Dünya yeniden şekilleniyor. Türkiye'nin milli seferberliğe ihtiyacı var.

HİÇ KİMSE MHP'NİN ADINI TERÖRLE YAN YANA GETİREMEZ

-Türk milliyetçileri olarak vatanın her karşısında kardeşliği akil kılmak zorundayız. MHP, bu tarihi sorumluluğun arkasında sonuna kadar duracak, şehitlerimizin aziz hatırasını incitmeden bu yolda kararlılıkla yürüyecektir. Bu yürüyüşün adı terörsüz Türkiye'dir. Terörsüz Türkiye taviz değildir, terör örgütüyle pazarlık değildir, devleti zayıflatmak, milli iradeyi gevşetmek, hassasiyetleri gevşetmek değildir. Şayet böyle tasavvurlara girişen vardır, MHP'yi vatanın ihanetini merkeze koymaya kalkışıyorlarsa gaflete düşmüşlerdir. Hiç kimse MHP'nin adını terörle yan yana getiremez.

-İran savaşı sadece 3 ülkenin arasında değil. Bu gerilim büyük bir deprem potansiyeli taşıyor.

-Türk'ün, Kürt'ün, Alevinin Süryani'nin aynı devlet çatısı altında kenetlendiği bir Türkiye için çabalıyoruz.

-Hudutlarımızda canımıza kasteden, köylerimizi yağmalayan, evlatlarımızı kaçıran terörü bitirmek artık farz olmuştur. Ekmeğimizi küçülten yatırımların önüne mayın döşeyen terörü bitirmemiz gerekmektedir. Terör belası Aydın'da Muğla'da turizme hançer olmamalıdır.